Boşa Değilmiş


Bu ne inat, bu ne hiddet,  

Bunca yılın ardında saklı,  

Sönmeyen bir öfke mi var hâlâ,  

Yoksa bitmemiş hesaplar mı?  


Özlemin adı senin dilinde  

Kocaman bir boşluk mu şimdi?  

Yılların faturasını keserken  

Ne bir hatır, ne bir sıcak kelime…  


Geldiğin yolları izledim,  

Bir zamanlar bildiğim dostu aradım,  

Ama bulduğum, yalnızca gölgen,  

Yorgun bir mutsuzluğa hapsolmuş hâlin.  


Oysa ben geçmişin yükünü indirdim,  

Barış dedim, huzur dedim,  

Ama sen…  

Beni yargılamak için mi döndün?  


Boşa değilmiş geçen yıllar,  

Boşa değilmiş uzak kalışlar,  

Meğer dost sandığım o eski sima,  

Çoktan silinmiş hatıralardan.


Halil Sezai- Sonbahar

Emanet


Ellerime bıraktığın kalbi,

bir serçe ürkekliğiyle taşımalıydım.

Oysa ben,

rüzgâra kaptırdım,

bir anlık gölgeye,

bir kuruntunun içine düşerek…


Beklediğin sokaklarda

zaman susmuş,

ayak izlerin

bir duanın içinde kaybolmuştu.

Sen sessizdin,

yalnızca sevgini sunarak bekleyen

bir ağaç gibi,

kökleri sabırla toprağa sarılmış.


Ama ben,

dalgaya kapılmış bir yaprak gibi,

kendimi şüpheye savurdum.

Sessizliğini okuyamadım,

yüreğindeki sabrı göremedim,

sevgini tereddüte gölge ettim.


Şimdi zamanın gerisinde,

avucuma düşen pişmanlıkla,

kalbini tekrar emanet almaya

cesaretim var mı bilmiyorum.

Ama biliyorum ki,

bir özür,

bir dokunuş,

bir içten bakış

belki tekrar yeşertebilir bizi.

Sevmek Varken

Sevmek dışında hiçbir şey dokunmasın ruhuma,

Nefretin karanlık kıvrımları uzak olsun,

Öfkenin sert rüzgarları sönsün içimde,

Sadece sevmek, ışığın diliyle konuşmak istiyorum.


Bir süredir kayıp öfkem,

Bir süredir silik nefretin gölgesi,

İstemem bir daha var olsun,

Sevmek yeter bana,

Gül rengi bir sabah gibi büyüsün içimde.


Düşlerim temiz, bulutlar kadar hafif,

Kelimelerim huzurdan dokunsun,

Yalnızca iyi düşünmek,

Yalnızca iyi olmak…


Kaos uzakta, unutulmuş bir masal,

Ben mutluluğu çağırıyorum,

Bir zirve gibi serin ve özgür,

Bir gökkuşağı gibi kucaklayıcı.


Sevmek varken neden kirlenir insan,

Neden yüklenir kinle taşan bir gece?

Bırak, sevmek olsun her şey,

Bırak, ışık dokunsun yüreğimize…


Nights in White Satin - The Moody Blues


Koca Çınarların İzinde

 

Koca koca çınarlar, göğe başkaldıran,

Kökleriyle geçmişe, dallarıyla yarına uzanan.

Bir gün sessizce eğildiler toprağa,

Gövdeleriyle, yapraklarıyla kucakladılar karanlığı.


Ama gitmek miydi bu, gerçekten gitmek?

Her bir yaprakları, rüzgarda yeniden dirilmek...

Bize bıraktıkları, unutulmaz anılar,

Dilden dile dolanan efsane şarkılar.


Bir akşam, sıcak bir çay oturmasında,

Fısıldarlar eski bir gramofon plağında.

Bir düğünde, kahkahaların arasında,

Ya da bir yalnızlık gecesinde, yıldızlı bir masada.


Onlar gittikçe, yankıları büyür;

Bir film karesinde, sahnelerden süzülür.

Bir şarkının notasında yüreğe dokunur,

Göz pınarlarını ıslatan bir hatıra olur.


Toprak oldular belki, ama kaybolmadılar.

Her adımda, her nefeste bizimle varlar.

Bir çınarın gölgesi gibidir hatıraları,

Hem serinlik, hem sıcaklık taşır yarına.



Koca çınarlar… devleşen ruhlarıyla,

Kendi hikayemizin köşelerinde saklılar hala.

Ne zaman bir şarkı çalsa eski bir radyoda,

Ne zaman bir gülüş yankılansa boş bir salonda,


Onlar gelir, oturur yanı başımıza,

Sessizce eşlik eder bir çay masasına.

Ve biz anlarız ki, çınarlar ölmez,

Sadece yeniden hayat bulurlar, ölümsüz sözlerde.


Her şarkıda, her hikayede, sonsuz hatıralarda,

                                       Koca çınarlar yaşamaya devam eder bu dünyada. 

Ferdi Tayfur-İçim Yanar Yanar

Sessizlikte Büyüyen Sevda


Her sabah bir “günaydın” düşer ekrana,

Geceye uzanan bir umudun ilk adımı gibi,

Kelimeler sessiz, ama yankısı büyük,

Sözler dokunmasa da kalplere,

Bir sevda başlar, adı konulmamış.


Gün boyu süren sessizlik,

Sonsuz bir sabırla korur bizi,

Ne bir soru, ne bir haber,

Ama yine de bilirim,

Oradasın, hep bir yerlerde.


Sonra gece gelir usulca,

Karanlık çökerken yeniden filizlenir hasret,

Bir “iyi geceler” düşer ekrana,

Bir yıldız gibi, sessizliğin içinden parlar,

Ve o an yeniden büyür sevda.


Ne el ele tutuşuruz, ne göz göze geliriz,

Ama her harfte bir dokunuş saklı,

Görünmez bir bağ örülür aramızda,

Her gece yeniden başlayan,

Ve sabaha kadar süren bir masal gibi.


Bu nasıl bir sevgi, nasıl bir özlem,

Ne konuşuruz ne unuturuz birbirimizi.

Sessizliğin ortasında büyür filizler,

Ve her gece,

Bir “iyi geceler”le yeniden doğar sevgimiz.

Yeniden Doğar mı?

Kırılmış dallarımız,
Kurumuş köklerimizin sessiz çığlığı.
Bir zaman yeşerttiğimiz bahar,
Şimdi rüzgârla savrulan yapraklar.
Ne ellerimizde çare kaldı,
Ne de gözlerimizde bir umut.
Yaralarımızdan sızan hüzün,
Her adımda yeniden kanatıyor bizi.
Ben sana tutunamadım,
Sen bana sarılamadın.
İki yalnız ruh,
Aynı yangının külleri içinde.
Bir daha yeşerir mi bu toprak,
Kırık bir kalpten bahar doğar mı?
Gözlerimde sakladığım yaş,
Senin kelimelerinde yankı bulur mu?
Yorgun kalplerimizle yeniden,
Bir köprü kurabilir miyiz uçurumlara?
Belki de yol başka yere çıkacak,
Ama bil ki her darbemizden bir iz kalacak.
Hadi son bir kez,
Son bir umut ekelim bu toprağa.
Ya filizlenir bir mucizeyle,
Ya da bu defa tamamen koparız

İçimdeki Sessizlik

 Yazın ortasında kışın içinde

Dondurucu bir rüzgar gibi

Uzaklaşmak istiyor,

Bensiz bir yerde,

Adımlarını benden uzaklaştırmak…


Bense, ateşin üstünde üşürken

Elleri olmadan ısınamıyorum,

Bir adım ileri gidemiyorum,

Zihnimde sıkışan göğsüm,

Nefesim, kararmış bir tünel gibi.


Ve her şey,

Bir kopuşun sessiz yankısı gibi

Yavaşça siliniyor,

Birbirimize dokunamadıkça

Zaman, yavaşça eriyor,

Bir uzaklaşma, bir yavaşça kayboluş,

Beni içimde kaybolan bir boşlukla bırakıyor.

Sandalye Aynı, Oturan Başka