Hayatın Ortasında Bir Oyun


Hayat, çizgileri belirsiz bir oyun alanı,
Gökyüzü mavi, ama gözler bazen sisli.
Çevre, fesatla dolu bir kalabalık,
Gülüşlerin gerisinde suskun hesaplar saklı.

Bazıları koşar, düşer, yine kalkar,
Bazıları sadece izler, alkışlamadan.
Kalpler buz gibi dururken eller ceplerinde,
Zaman akar, hiç kimse fark etmeden.

Oyun devam eder, sahne hep açık,
Kimin rolü ne, kim bilir tam olarak?
Maskeler renkli, sözler ise boş,
Gerçekler fısıldanır yalnızca uzaktan.

Bir çocuk gibi koşan, ama gözleri derin olan
Bir figür geçer sokak lambalarının altından.
Saklanmaz artık kimse kimseye,
Ama yine de herkes gizlenir aslında.

Saygı, yok olmuş bir kural gibi,
Kıymet bilen az, bilen de saklanır.
Ne zaman kıymetli olduğunu hatırlasa biri,
Kalabalıklar kıskanır, geri adım atar.

Hayat, kendi kuralını yazanlar için dardır,
Ama içi tertemiz olan bir oyun kurar.
Oyun biter bir gün, alkışlar susar,
Geride sadece oynayan kalır… onurla, zarafetle.


Sessizlikte Çırpınan


Nefes alamıyorum,

Bir cam fanusun içinde soluyorum hayatı,

Sesler içimde yankı, dışımda fırtına…

Bir adım, yalnızca bir adım

Atamıyorum.


Nefes alamıyorum,

Zihnim sus pus,

Düşünceler sürgünde…

Yaşamak, alışkanlıktan ibaret bir yorgunluk artık,

Hiçliğe sarılarak uyuyorum her gece.


Nefes alamıyorum,

Kaçamıyorum sesten, sözden, gözden…

Saklanacak bir köşe yok içimde,

Benliğim paramparça

Her bir parçam başka bir çığlıkta boğuluyor.


Bir şeyler var,

Adını koyamadığım

Belki de koymaya cesaret edemediğim

İçimde kıpırdayan bir çağrı gibi,

Sessiz…

Ama derinden.


Kıpırtısız bir rüzgarım ben,

Esmek istiyorum,

Ama bir dalı bile kıpırdatamadan

Yüzüme kapanan kapıların önünde

Bir yabancı gibi bekliyorum.


Her şey yerli yerinde görünüyor,

Ama ben

Kendime bile yabancıyım artık.

Dilim suskun, ben ağır,

Ve dünya… o da suskun.


Ve ben,

Nefes alamıyorum…


Önüm Arkam Sobeyim


Önüm, arkam, sağım, solum… sobeyim,

Saklandım kendimden, bir ben bile göremeyeyim.

Çıkmaz bir sokakta çaresizim,

Adımlarım suskun, yüreğim derin sessizim.


Yürüdüğüm yolda iz yok, yön yok,

Bir hayal uğruna geçmişimle yan yana çok.

Zaman susar, kelimeler donuk,

Her sokak lambası, bir anıyı yakıp söndürür soluk soluk.


Sobelenmiş bir çocuk gibi yüreğim,

Kaçarken yakalanmış, ama hâlâ diriyim.

Ve belki de en çok kendime yeniyim,

Önüm, arkam… her yanım ben — sobeyim.



                            (Saklambaçla Gelen Nisan: Baharın Çocukluğa Açılan Kapısı)

Küller Değil, Kelimeler


Bir sabah uyandım, tanıdıklar yok,
Odanın içi sessiz, dışarısı çok soğuk.
Alışılmış sesler, birer birer sustu,
Ama içimde bir melodi, hâlâ usul usul çalmakta.

Duvarlar yer değiştirdi, masa başka masa,
Yüzler tanıdık değil ama maskeler tanıdık aslında.
Bir adım ileri her bakışta gölgeler,
Ama ben ışığımı içimde saklamayı öğrendim meğer.

Elvedalar çoğaldı, biri omzuma, biri kalbime,
Kimi dost görünüp içten çekildi derinime.
Sevda da bir rüzgâr oldu, esti, geçti,
Ama köklerim toprakta, ben hâlâ buradayım işte.

Yeni bir sayfa değil bu,
Bu bambaşka bir kitap—ve ben yazarım.
Küllerimden değil, kelimelerimden doğuyorum bu defa,
Umuda inanan bir kadının en güzel zamanı başlar şimdi.

Zamanın İçindeki Yol

 


Bir yol var, çıkmazlarla dolu
Ama her adımda seni daha yakından hissediyorum,
Zamanla, geçmişin yankıları sessizleşecek
Ve seninle her şey bir şarkıya dönüşecek,
Dalgaların sahile vurduğu gibi.

Adımlarım ağır, kalbim huzursuz
Ama içimde bir his var,
Güneş batarken yavaşça doğacak yeni bir gün gibi,
Ve o gün, her şeyin daha berrak olacağı an olacak.

Şu an her şeyin sonlanması için bir adım daha
Ve o adım, seni sevmenin her halini anlamak olacak.
Henüz tamamlanmamışken bir şeyler
Biliyorum, zaman her şeyi doğru yapacak.

Huzur içinde bekleyeceğim,
Her şeyin vaktini alması için
Ve bir gün, yavaşça kaybolacak geçmişin ağırlığı,
Bir rüzgar gibi uçup gidecek
Ve ben, sana doğru giden yolu bulacağım.

Birlikte, her anı yavaşça inşa edeceğiz
Ve ben, her sabah seni hayal ederek uyanacağım.
Çünkü beklemek de bir anlam taşır
Ve bekleyerek seni daha çok seviyorum,
Gün geçtikçe daha netleşen bir sevda gibi.

Sonunda, bir yere varacak her şey
Ve o an, birlikte olmanın başlangıcı olacak
Zamanın içinde kaybolacak her şey,
Ve seninle o an, sonsuza kadar sürecek.

Bana Ne Yapıyorsun?


Asla yok olmuyor musun?

Onca zaman geçti, dönüp bakmadım,
Şimdi aniden çıkıyorsun karşıma,
Sorguluyorsun…

Yok sandığım ne varsa,
Tek tek geri getiriyorsun,
Büyük sözler verdim kendime,
Şimdi bana yaşatıyorsun.

Bana ne yapıyorsun?
Tüm hayatımı altüst edip
Beni baştan mı yaratıyorsun,
Yoksa gerçek arzuyu mu uyandırıyorsun?

Bana ne yapıyorsun?
Fırtınadan bir türlü
Dingin sulara geçemiyorum…

Boşa Değilmiş


Bu ne inat, bu ne hiddet,  

Bunca yılın ardında saklı,  

Sönmeyen bir öfke mi var hâlâ,  

Yoksa bitmemiş hesaplar mı?  


Özlemin adı senin dilinde  

Kocaman bir boşluk mu şimdi?  

Yılların faturasını keserken  

Ne bir hatır, ne bir sıcak kelime…  


Geldiğin yolları izledim,  

Bir zamanlar bildiğim dostu aradım,  

Ama bulduğum, yalnızca gölgen,  

Yorgun bir mutsuzluğa hapsolmuş hâlin.  


Oysa ben geçmişin yükünü indirdim,  

Barış dedim, huzur dedim,  

Ama sen…  

Beni yargılamak için mi döndün?  


Boşa değilmiş geçen yıllar,  

Boşa değilmiş uzak kalışlar,  

Meğer dost sandığım o eski sima,  

Çoktan silinmiş hatıralardan.


Halil Sezai- Sonbahar

Sandalye Aynı, Oturan Başka