İÇİMİZDEKİ ŞEYTAN


Bir şeytan var içimizde,
Sessizce fısıldar kulağa.
Geçip gidenin peşine düşürür,
Kalıcıyı unutturur ansızın.

Tetikler arzuyu,
Bir anlık parıltı uğruna
Yakıp geçer
En derin duyguların izini.

Kandırır bizi kendi içimizle,
Sanki ihtiyaçmış gibi hissettirir yokluğu.
Sömürür sevgiyi, sabrı,
Ve sonra susar, olan olur.

Bir son hazırlar sinsice,
Ama başlangıç gibi giyinir.
Ne zaman ki geç kalır fark ediş,
O zaman anlaşılır:
Aslında bizmişiz o şeytanın kendisi

Kör Dil


Mısra yazılsa,
Satır dizilse,
Gönül istese de
Dil lâl kalır.

Yanar içten içe,
Söze ne çare,
Dil söylemezse
Göz de âmâ kalır.

Fanusun Kırıldığı Gece


Ansızın, vakitsiz bir saatte
Cam fanus yok olmuş haldeydi 
Ve birden nefes almaya başladım.
Sanki içimde sessizce sakladığım
Tüm o kırık sabırlar
Bir fısıltıyla uyanmıştı.

Geceye adım adım,
Bu özgürlüğe teslim oldum…
Gecenin tekinsizliği kayboldu,
Gecenin ürkütücüğü aydınlandı.

Yorgun düşler diz çökmeyi bıraktı,
Ve karanlık ilk kez bana
Sadece gölge değil,
Bir yol gösterdi.

Gece uzun, evet…
Ama sabah doğmaktan hiç vazgeçmedi.
Ben de vazgeçmedim.
Çünkü beklemekten fazlasıydım artık.

Cam fanus yok olmuştu,
Saklanmak zorunda değildim.
Ayağa kalktım,
Ve bir fırtına gibi esmeye başladım yeniden.


Hayatın Ortasında Bir Oyun


Hayat, çizgileri belirsiz bir oyun alanı,
Gökyüzü mavi, ama gözler bazen sisli.
Çevre, fesatla dolu bir kalabalık,
Gülüşlerin gerisinde suskun hesaplar saklı.

Bazıları koşar, düşer, yine kalkar,
Bazıları sadece izler, alkışlamadan.
Kalpler buz gibi dururken eller ceplerinde,
Zaman akar, hiç kimse fark etmeden.

Oyun devam eder, sahne hep açık,
Kimin rolü ne, kim bilir tam olarak?
Maskeler renkli, sözler ise boş,
Gerçekler fısıldanır yalnızca uzaktan.

Bir çocuk gibi koşan, ama gözleri derin olan
Bir figür geçer sokak lambalarının altından.
Saklanmaz artık kimse kimseye,
Ama yine de herkes gizlenir aslında.

Saygı, yok olmuş bir kural gibi,
Kıymet bilen az, bilen de saklanır.
Ne zaman kıymetli olduğunu hatırlasa biri,
Kalabalıklar kıskanır, geri adım atar.

Hayat, kendi kuralını yazanlar için dardır,
Ama içi tertemiz olan bir oyun kurar.
Oyun biter bir gün, alkışlar susar,
Geride sadece oynayan kalır… onurla, zarafetle.


Sessizlikte Çırpınan


Nefes alamıyorum,

Bir cam fanusun içinde soluyorum hayatı,

Sesler içimde yankı, dışımda fırtına…

Bir adım, yalnızca bir adım

Atamıyorum.


Nefes alamıyorum,

Zihnim sus pus,

Düşünceler sürgünde…

Yaşamak, alışkanlıktan ibaret bir yorgunluk artık,

Hiçliğe sarılarak uyuyorum her gece.


Nefes alamıyorum,

Kaçamıyorum sesten, sözden, gözden…

Saklanacak bir köşe yok içimde,

Benliğim paramparça

Her bir parçam başka bir çığlıkta boğuluyor.


Bir şeyler var,

Adını koyamadığım

Belki de koymaya cesaret edemediğim

İçimde kıpırdayan bir çağrı gibi,

Sessiz…

Ama derinden.


Kıpırtısız bir rüzgarım ben,

Esmek istiyorum,

Ama bir dalı bile kıpırdatamadan

Yüzüme kapanan kapıların önünde

Bir yabancı gibi bekliyorum.


Her şey yerli yerinde görünüyor,

Ama ben

Kendime bile yabancıyım artık.

Dilim suskun, ben ağır,

Ve dünya… o da suskun.


Ve ben,

Nefes alamıyorum…


Önüm Arkam Sobeyim


Önüm, arkam, sağım, solum… sobeyim,

Saklandım kendimden, bir ben bile göremeyeyim.

Çıkmaz bir sokakta çaresizim,

Adımlarım suskun, yüreğim derin sessizim.


Yürüdüğüm yolda iz yok, yön yok,

Bir hayal uğruna geçmişimle yan yana çok.

Zaman susar, kelimeler donuk,

Her sokak lambası, bir anıyı yakıp söndürür soluk soluk.


Sobelenmiş bir çocuk gibi yüreğim,

Kaçarken yakalanmış, ama hâlâ diriyim.

Ve belki de en çok kendime yeniyim,

Önüm, arkam… her yanım ben — sobeyim.



                            (Saklambaçla Gelen Nisan: Baharın Çocukluğa Açılan Kapısı)

Küller Değil, Kelimeler


Bir sabah uyandım, tanıdıklar yok,
Odanın içi sessiz, dışarısı çok soğuk.
Alışılmış sesler, birer birer sustu,
Ama içimde bir melodi, hâlâ usul usul çalmakta.

Duvarlar yer değiştirdi, masa başka masa,
Yüzler tanıdık değil ama maskeler tanıdık aslında.
Bir adım ileri her bakışta gölgeler,
Ama ben ışığımı içimde saklamayı öğrendim meğer.

Elvedalar çoğaldı, biri omzuma, biri kalbime,
Kimi dost görünüp içten çekildi derinime.
Sevda da bir rüzgâr oldu, esti, geçti,
Ama köklerim toprakta, ben hâlâ buradayım işte.

Yeni bir sayfa değil bu,
Bu bambaşka bir kitap—ve ben yazarım.
Küllerimden değil, kelimelerimden doğuyorum bu defa,
Umuda inanan bir kadının en güzel zamanı başlar şimdi.

Sandalye Aynı, Oturan Başka