Rüzgârın Konuğu



İçimde bir atlı var,

tozlu yolları sever.

Rüzgârın dilinden anlar,

özgürlüğü kendine yoldaş eder.

Ennio çalınca,

ruhumu dizginleyen ne varsa düşer.

Ben, kendi ufkuna yürüyen bir kovboyum meğer…

The wild horde- Ennio Morricone

...MIYIM?

(Ulaşamayan bir değerin, yalnızlığın ve kırılmanın sessiz sorgusu)

Kimsin sen?
Neden bu kadar çok istiyorsun hayattan?
Kiminle yarışıyorsun gecenin ortasında?
Yalnızlığın koynunda,
yorgun bir kalp gibi çarpıyor içindeki sızı—
mutlu sandığın yerde
en keskin mutsuzluğa düşüyorsun.

nerede o eski yangın?
sen değil miydin kendi küllerinden
mavi bir ateşle doğrulan?
içinde sakladığın o kor
nasıl oldu da böyle üşüdü?

oysa isterdim ki
bir mektup gibi gelesin insana;
uzun yolların yorgunluğunu taşıyan,
açıldıkça çoğalan,
sustuğunda bile söyleyen bir mektup…

benim de bir mektup kadar değerim yok muydu?
demek ki kelimeler bile yoruluyor insandan;
hayat gibi,
bazen ortasında kesilip kalan bir cümleye dönüyor.

bir zamanlar aynı ateşe yaslanan iki beden vardı…
şimdi düşünüyorum da:
rüya mıydı o sahne?
yoksa kaderin biraz dalga geçişi mi?

belki de uzak durmalı insan…
zor ulaşılan olmadan
hiçbir kıymet anlaşılmıyor bu şehirde.

Ben’den Öte Ben

Yorgunum…
sürekli kovalanmaktan,
her çağrıdan,
her daim görülmekten.

Sanki gökyüzü bile üstüme eğilmiş,
nefesimi çalan ağır bir taş gibi.

Öğrenilmiş duygular biriktirdim;
biliyorum ki en yakın eller bile
hasetle titreyebilir,
gölgeme basabilir,
Işığımın üzerine ince bir perde çekebilir.

Bense, bir inziva seçiyorum.
Yalnızlığın sessizliğinde büyüyor kalbim,
ve ilk kez yalnızca kendi ritmimle yaşıyorum.

Biliyorum ki bütün acılara rağmen
bu yorgun ruh bir gün yeniden ışığa kavuşacak.
ama kendi ışığıyla:
kimseye ait olmadan,
kimseye borçlu kalmadan.

Büyük Evin Yalnız Cenazesi

 Her şey fazla fazla ev de 
Kalabalık toplanmış
Bu zamana kadar gelmeyen evlatlar
Biri doktor, biri avukat, biri iş adamı
Gelmişler sonunda baba evine
Babalarının cenazesine
Boş bir uğultu sonu görülmeyen salonda
Diller de hayat şartları yoğun tempo 
Ve bunun gibi daha niceler
Baba artık toprak altında
Demek ki varlığı gitti konusu da bitti


     t. g. A

Kendine Yolculuk

Zamanla öğrendim;

Bazen en derin sessizlik,

Bir kalbin en gürültülü çığlığıdır.

Kelimeler yorgun,

Cümleler bitkin,

Ama içimde dinmeyen bir fırtına var hâlâ.


Alır da giderim başımı,

Kendime dönerim.

İnzivanın sessizliğinde

Belki yeni bir ben saklıdır,

Belki başka bir bahar…

Francis Lai – Un Homme et Une Femme        

Tanıdık Bir Ezgi


Yeni ve anlamlı bir pencerem var,
bir aşinalık taşıyor…
Sesinde tanıdık bir tını,
yaşanmış bir hikâyenin izleri var.

Hayatın tam ortasında çalan bir melodi gibi
geçmişi usulca fısıldayan,
beni uzun uzun daldıran,
gözlerimi derin bakışlarda hapseden bir ezgi…

Bir ses var içimde,
sanki çok önceden bildiğim,
çok önce dokunduğum bir yerden gelen...

Bir yerden tanıdığım,
ama yeniden keşfettiğim bir duygunun iç sesi gibi…

AMEN - Inside Of My Heart

Kendime Vardığım Yol

Bencil miyim, neyim?

Bazen kendi içime dönüp soruyorum:

Niye böyleyim?


Oysa en değerli şeyi aldım aslında:

Kendimi.

Kimseden eksilmeyen,

kimseye göre eğilmeyen,

tam da olmak istediğim hâlimle.


Bir gün, güneşin altında yürürken

yüzüme vuran rüzgarla anladım:

Ben, ben olmuşum.

Eksiksiz, özgür, sade…


Hava hafif serinse

ve tenime usulca dokunuyorsa rüzgar,

anlıyorum:

Kendimle geçirdiğim her an bir armağan.


Sınırlarım var artık.

Kimseye karşı değil bu;

yalnızca kendime verdiğim bir söz gibi.

Beklenti değil bu.

Sadece içimde yankılanan bir dinginlik arayışı.


Ama kalp yetmiyor bazen.

Kendine bile…

Bir gölge, bir ses,

bir nefeslik huzur istiyor.


Bazı duygular yaşanmaz,

sadece içinde taşınır.

Bir sır gibi,

bir dua gibi…


Ben de taşıyorum.

Söylemeden, çağırmadan…

Sadece içimde büyüyen bir şeyin

beni eksiltmesine izin vermeden.


Çünkü bazen sevgi,

birlikte yaşanmaz…

Sadece uzaktan korunur.


Sandalye Aynı, Oturan Başka