Ana içeriğe atla

Kayıtlar

İyilerin Taşıdığı Dünya

Sessiz Kıyı

İki arada, bir boşlukta salınırım, Ne buradayım tam, ne de orada. Bilmekle bilmemek arasında sıkışmış, Bir gölgeyim, kendi izinde kaybolan. Kararsızlık sarar her yanımı, Gitmek ağır gelir, kalmak yara. Zamanla yarışırım, Ne geçmişle barışırım, ne geleceğe varırım. Aklım durmaz, hep konuşur içimde, Sorgular, yargılar, sürükler beni. Gözlerim kaçırır hakikati, Ruhum sessizce uzaklaşır herkesten. Ama kalbim... Sadece onda susar fırtınam. Tüm gürültünün içinde sessiz bir kıyı, Kaçsam da durmadan, Bir yanım hep orada soluklanır. Neredeyim ben? Bu bilinmezlikte yolum nerede? Belki de ben, Kendi içimde bir yolcuyum sadece. AURORA - The Conflict Of The Mind

Her Günün Değerini Bil: Hikayemiz ve Yola Çıkışımız

  Blogumuzun adı olan  “Her Günün Değerini Bil” , köklerini  Titanic  filmindeki Rose ve Jack’in unutulmaz hikayesinden alır. Bu hikaye, hayatın ne kadar kırılgan ve kısa olduğunu, ancak aynı zamanda her anın ne denli değerli olduğunu güçlü bir biçimde yansıtır. Rose, yaşamın ağır sorumlulukları ve toplumun katı beklentileri arasında sıkışmış, umutsuzluğa kapılmış bir karakterdir. Jack ise özgürlüğün, anı yaşama cesaretinin ve hayata tutkuyla bağlanmanın simgesidir. Jack’in Rose’a verdiği küçük kağıtta yazan “Her günün değerini bil” mesajı, yalnızca bir öğüt değil, hayatı dolu dolu yaşama çağrısıdır. Rose, o ana kadar gerçek anlamda yaşamamış, hayattan kopuk, adeta ölümü bekler gibidir. Jack ise ona korkularını bırakıp hayatı kucaklamanın kapılarını aralar. O gece birlikte eğlenmeleri, özgürce dans etmeleri ve gülmeleri, Rose’un yeniden doğuşu gibidir. İşte “Her günün değerini bil” demek, o anı, o tutkuyu ve özgürlüğü hissetmek, yaşamın kıymetini anlamaktır. Zaman hı...

Tamamlanmış Bir Bekleyişin Hikâyesi

Bazı kelimeler, ancak suskun harflerin arasına gizlenir. Ve bazı cümleler, yalnızca cesaretle söylenir. “Beklenen gelirse, bekleyen beklediğine değmeli.” Çünkü senin bekleyişin, zamanın önüne serilmiş bir dua gibi— Ömrünü ikiye bölüp yarısını başkasına bırakmak gibi. Kendini gözünü kırpmadan bir başkasına teslim etmek gibi… Sevmek mi? Bir insanı olduğu gibi kabullenmek mi? Yoksa onda kendinden bir şeyler bulmak mı? Senin sabrında benim en çaresiz yanım saklı, Senin bekleyişinde benim hiç bilmediğim bir sadakat var. Bazı insanlar sevdiklerini korumak için uzak durur. Belki de bazıları sevmek için yaratılmıştır, Bazıları ise sadece beklemek için. Ama ben bilirim: Bir insanı sevmekle başlar her şey. Senin sevgin, beni tamamlamaz eksiklerimi çoğaltır sadece. Çünkü sen, tamamlanmış bir bekleyişsin. Kışın son ayı gibi, Baharın ilk umudu… Bitti sanılanın yeniden doğduğu tarih gibi. “Öyle günler vardır ki, insan bir ömür bekler ve o günler yaşanmadan ölmez.” Kim bilir, belki de bazı şeyler en ...

Bir Kapı Aralandı

Bir kapı aralandı, Ardında ne var bilmeden, Hiçbir öngörü olmadan… Sonsuzlukla aralandı. Gerçeklerden çok uzak, Adeta ilahi bir güçle bürünmüş, Bir sessizliğin içinden geçti. Bir kapı aralandı, Hisset yağmuru, Kapının ardındaki fırtınayı gör. Ses değil, sızı girdi içeri. Melodiyle gelen bir hatıra, Teşekkür gibi suskun, Acı gibi isteyerek... Sessizlikle gelen bir şarkıydı bu, Söylenmeyen cümlelerin içinden akan. Benim kalbimden geçen, Senin geceni saran bir yangın gibi. Gün doğana dek döndü notalarda, Dile gelmeyen bir teşekkür gibi— Ne sustu, ne bağırdı, Sadece aktı İçimizden biri fark etmeden... Yasmin Levy - La Alegría

Kalabalık Bakışlar Arasında

  Bir gün dedim ki kendime: “Bitti sandığın yer, aslında başlar kendinden.” Düştüğüm anlarda bile inandım, Bir yerlerde bir ışık yanar, geç de olsa… içten gelen. Gözümde yaş, içimde kırık dökük kelimeler, Ama dilimde suskunluktan kurduğum dualar vardı. Bir tek ben bildim beklemenin ne demek olduğunu, Çünkü umut, yüksek sesle söylendiğinde kolayca kırılırdı. Sustum… Anlatsam yüreğim sığmazdı cümlelere. Sakladım; çünkü bazı hayaller, Kalabalık bakışlar, büyüyen şeyleri ezerdi. Bir zamanlar adımla anılan bir düzen vardı, Her taş yerli yerinde, kurallar başkalarının kaleminden çıkmıştı. Ben o düzenin dışına çıktım, Alışıldık isimlerin geçmediği başka haritalara yöneldim. Ne ardımda tanıdık bir imza vardı, Ne de önüme serilen hazır cümleler. Sadece ben vardım, Ve inancım, zamanı geldiğinde konuşan bir iç ses gibi. Yoruldum evet… Ama bu yorgunluk bir vazgeçiş değil, Bir yeniden doğuştu aslında. Durmak, pes etmek değilmiş meğer, Bazen sadece kendini duymaya izin vermekmiş hayatta. Artık ...

Hayatın Ortasında Bir Mola

Hayat bir mücadele. Ve bu mücadelede çoğu zaman durmayı bilmezsek, hayat bizi bir şekilde durdurur. Hem de en beklenmedik anda, en zor yoldan... Konfor alanımızdan çekip alarak. Zannediyoruz ki hep daha fazlasını yaparsak kazanacağız. Daha çok çalışmak, daha çok koşturmak, hep ayakta kalmak... Ama unuttuğumuz bir şey var: Bedenin de, ruhun da bir sınırı var. Yeterince yorulmadık mı? Yeterince nefes almadan çabalamadık mı? Bu yorgunluğa bir dur demenin zamanı gelmedi mi? Durmak, vazgeçmek değildir. Aksine; bazen durmak, daha güçlü bir dönüşün ilk adımıdır. Mücadele hep orada olacak. Ama sen dinlenmiş, toparlanmış ve yenilenmiş olarak geri döndüğünde, işte o zaman gerçekten kazanmaya başlarsın. Kendine iyi bakmayı erteleyen herkese… Bazen güçlü olmak, durmayı bilmektir. R.E.M-Losing My Religion

Bir Zamanlar İnsan

Gözler, gözlere değil de iki karış ötedeki akla odaklanınca…  Sözler, alışılagelmişin dışında, tuhaf birer lakırdıya dönüşünce…  Ve insanlık, bizden yavaşça uzaklaşınca…  Normal olmayı unuttuk.