Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İyilerin Taşıdığı Dünya

Sesin Kırıldığı Yer

  Sesimi kaybetmedim aslında, kimse çalmadı. Sadece duyulmadığı yerlerde bekleye bekleye yorgun düştü. Çığlıklarım vardı, yüksek değil, içten. Duvarlara çarpıp geri dönen cinsten. Anlatacak gücüm vardı, ama dinleyecek yer kalmamıştı. Birileri vurdumduymazlığı normal saydı, ben de inceliği suç sandım. Beni ben yapan şeyler yavaş yavaş önemsizleşti. Sesimin tonu değil, varlığı sorgulandı. Dostluk sandığım yerde ölçüldüm, tartıldım, sessizliğe itildim. Oysa ben kendimi duyurmak için bağırmadım hiç. Ben anlaşılmayı bekledim. Şimdi sesim içimde yankılanıyor. Çare olmaya çalışmıyor, sadece orada duruyor. Belki de en büyük iyileşme şudur: Sesini geri almak. Kimse duymasa bile kendine duyurmak. Bu Su Hiç Durmaz · Bülent Ortaçgil  

Kendi Kendime Yaslanırken

  Arzu’yum ben… İnsan kalabalıklarından çok, kendi içimin dar sokaklarında yürürüm. Biraz susarım, biraz düşünürüm, ama en çok kendimi toplarım o sessiz kıvrımlardan. Gün bazen güzel başlar, içimde bir mavi uğultu, hani saks mavisi gibi, geceye daha varmadan parlayan… Sonra biri gelir, bir söz söyler, bir gündelik telaş dokunur omzuma ve ben yine o eski Arzu olurum; güçlü, dirençli, ama içi hâlâ su gibi dalgalanan. ‘Kimsin ki haddini biliyorsun,’ der bazen içimdeki ses, ‘Kimsin ki bu kadar istiyorsun?’ Olsun. Ben de bilirim; insan bazen kendine en çok orada yaklaşır: Yorulduğu yerde. Saklandığı yerde. Kendine dokunduğu o ince, narin yerde. Sporla güçlenen omuzlarım var ama yüreğim hâlâ ince bir çizgide yürür. Bir şeylerden kaçmam, ama bir şeylerin üzerime geldiğini hissedersem durmayı da bilirim. Ve yine de… Rüzgârı hissederim. Kendimi. Küçük bir ışığı bile büyütecek kadar iyileşmeyi, inanmayı bilirim. Ben Arzu’yum. Bir şey biterse yeniden denerim, bir kapı kapanırsa yeni bir pence...

Rüzgârın Konuğu

İçimde bir atlı var, tozlu yolları sever. Rüzgârın dilinden anlar, özgürlüğü kendine yoldaş eder. Ennio çalınca, ruhumu dizginleyen ne varsa düşer. Ben, kendi ufkuna yürüyen bir kovboyum meğer… The wild horde- Ennio Morricone

...MIYIM?

(Ulaşamayan bir değerin, yalnızlığın ve kırılmanın sessiz sorgusu) Kimsin sen? Neden bu kadar çok istiyorsun hayattan? Kiminle yarışıyorsun gecenin ortasında? Yalnızlığın koynunda, yorgun bir kalp gibi çarpıyor içindeki sızı— mutlu sandığın yerde en keskin mutsuzluğa düşüyorsun. nerede o eski yangın? sen değil miydin kendi küllerinden mavi bir ateşle doğrulan? içinde sakladığın o kor nasıl oldu da böyle üşüdü? oysa isterdim ki bir mektup gibi gelesin insana; uzun yolların yorgunluğunu taşıyan, açıldıkça çoğalan, sustuğunda bile söyleyen bir mektup… benim de bir mektup kadar değerim yok muydu? demek ki kelimeler bile yoruluyor insandan; hayat gibi, bazen ortasında kesilip kalan bir cümleye dönüyor. bir zamanlar aynı ateşe yaslanan iki beden vardı… şimdi düşünüyorum da: rüya mıydı o sahne? yoksa kaderin biraz dalga geçişi mi? belki de uzak durmalı insan… zor ulaşılan olmadan hiçbir kıymet anlaşılmıyor bu şehirde. Benden Sonra (Akustik) - Zeynep Bastık & Rıza Tamer

Ben’den Öte Ben

Yorgunum… sürekli kovalanmaktan, her çağrıdan, her daim görülmekten. Sanki gökyüzü bile üstüme eğilmiş, nefesimi çalan ağır bir taş gibi. Öğrenilmiş duygular biriktirdim; biliyorum ki en yakın eller bile hasetle titreyebilir, gölgeme basabilir, Işığımın üzerine ince bir perde çekebilir. Bense, bir inziva seçiyorum. Yalnızlığın sessizliğinde büyüyor kalbim, ve ilk kez yalnızca kendi ritmimle yaşıyorum. Biliyorum ki bütün acılara rağmen bu yorgun ruh bir gün yeniden ışığa kavuşacak. ama kendi ışığıyla: kimseye ait olmadan, kimseye borçlu kalmadan. Marc Aryan -Parce que je t'aime

Büyük Evin Yalnız Cenazesi

 Her şey fazla fazla ev de  Kalabalık toplanmış Bu zamana kadar gelmeyen evlatlar Biri doktor, biri avukat, biri iş adamı Gelmişler sonunda baba evine Babalarının cenazesine Boş bir uğultu sonu görülmeyen salonda Diller de hayat şartları yoğun tempo  Ve bunun gibi daha niceler Baba artık toprak altında Demek ki varlığı gitti konusu da bitti      t. g. A

Kendine Yolculuk

Zamanla öğrendim; Bazen en derin sessizlik, Bir kalbin en gürültülü çığlığıdır. Kelimeler yorgun, Cümleler bitkin, Ama içimde dinmeyen bir fırtına var hâlâ. Alır da giderim başımı, Kendime dönerim. İnzivanın sessizliğinde Belki yeni bir ben saklıdır, Belki başka bir bahar… Francis Lai – Un Homme et Une Femme         

Tanıdık Bir Ezgi

Yeni ve anlamlı bir pencerem var, bir aşinalık taşıyor… Sesinde tanıdık bir tını, yaşanmış bir hikâyenin izleri var. Hayatın tam ortasında çalan bir melodi gibi geçmişi usulca fısıldayan, beni uzun uzun daldıran, gözlerimi derin bakışlarda hapseden bir ezgi… Bir ses var içimde, sanki çok önceden bildiğim, çok önce dokunduğum bir yerden gelen... Bir yerden tanıdığım, ama yeniden keşfettiğim bir duygunun iç sesi gibi… AMEN - Inside Of My Heart

Kendime Vardığım Yol

Bencil miyim, neyim? Bazen kendi içime dönüp soruyorum: Niye böyleyim? Oysa en değerli şeyi aldım aslında: Kendimi. Kimseden eksilmeyen, kimseye göre eğilmeyen, tam da olmak istediğim hâlimle. Bir gün, güneşin altında yürürken yüzüme vuran rüzgarla anladım: Ben, ben olmuşum. Eksiksiz, özgür, sade… Hava hafif serinse ve tenime usulca dokunuyorsa rüzgar, anlıyorum: Kendimle geçirdiğim her an bir armağan. Sınırlarım var artık. Kimseye karşı değil bu; yalnızca kendime verdiğim bir söz gibi. Beklenti değil bu. Sadece içimde yankılanan bir dinginlik arayışı. Ama kalp yetmiyor bazen. Kendine bile… Bir gölge, bir ses, bir nefeslik huzur istiyor. Bazı duygular yaşanmaz, sadece içinde taşınır. Bir sır gibi, bir dua gibi… Ben de taşıyorum. Söylemeden, çağırmadan… Sadece içimde büyüyen bir şeyin beni eksiltmesine izin vermeden. Çünkü bazen sevgi, birlikte yaşanmaz… Sadece uzaktan korunur.

Bir Odaya Değil, Bir Cümleye Sığındım

Geçti yanımdan çokça yüz, her biri bir masalın kırık aynasıydı. Sevdim mi, unuttum mu, yoksa sadece sustum mu bilmiyorum artık. Ben, kendime yazılmış bir mektubum. Ne alıcısı belli, ne de son cümlesi... İlham sandığım yüzler birer gölgeden ibaretti belki de. Kahraman oldular satırlarda, ama hiçbirinde soluklanamadım. Bir yerde eksik kalan neydi? Ben mi fazlaydım, yoksa onlar mı eksik? Bir yürek tamamlandığında, diğeri neden kendini yitirmeli? Aşk geldiğinde neden içimdeki ses susmalı? Ben, bir kadınım. Güçlü, özgür, tutkulu. Bağlandığımda yanarım, kısıtlandığımda boğulurum. İki hâli de göze alırım. Bugünü yaşarım. Ne dünde takılıyım ne yarına borçluyum kendimi. Ben, bir odaya değil, bir kelimeye sığınırım. Ve orada yalnızlığımla konuşur, özgürlüğümle susarım. Yazmak, bir sevgiliden daha sadıktır bana. Ve bazen, bütün bu yaşananlar, sadece bir cümle kurabilmek içindir. Arooj Aftab – Last Night Woolf’a Saygılarla..