Bu kocaman dünyada iyi kalabilenler…
Siz, farkında olmadan en ağır talihin içinde doğanlarsınız.
Çünkü en çok sizi kırarlar;
camdan yapılmış bir sesi taşla susturur gibi,
en çok sizin sessizliğinizi kanatırlar,
en çok sizin inancınızı aldatırlar.
Kötüye gram bir şey olmazken,
sen, melek yüzlü insan,
karıncayı dahi incitmeye eli varmayan,
kalbini bir ev gibi açık bırakan,
kapısını kilitlemeyi ayıp sanan sen…
Unutma.
Bu dünyada en çok
ışığı olanlar taşlanır.
Seni bir anda değil,
uzun uzun parçalarlar.
Bir bakışla,
bir sözle,
bir kahkahayı yarıda bırakan o küçük susuşlarla.
Sanki içinden ip çekilir gibi,
sanki ruhunun dikişleri tek tek sökülür.
Her parça bir güvenden düşer,
her parça bir umudu kanatır.
Bir arkadaşım demişti:
“Emin ol, bu dünya kötülerin gürültüsüyle değil,
duygusal, iyi kalpli insanların hürmetine ayakta duruyor.”
Görünmeyen bir omurga gibi,
kimse fark etmeden taşıyorlar her şeyi.
Bir özürle,
bir sabırla,
bir affedişle,
bir susuşla.
Bu dünya
kötülerin iyilere uyguladığı sessiz işkenceyle dönüyor belki,
ama çökmediyse hâlâ,
bu iyilerin yükü sırtlanmasındandır.
Bir sahne gibi bu dünya:
Herkes yüzünde bir maske,
ışıklar kötülere ayarlı.
Perde arkasında vicdansızlık çalışır,
ön sırada masumiyet ezilir.
Ve filtreden geçmeyen tek şey,
içine çekilen hayallerin tozudur.
Ve bil ki;
senin umut dolu hayatından rahatsız olurlar.
O miniminnak çocuk enerjin,
bir odanın içini aydınlatan kahkahan,
gözlerinden sızan yaşama hevesi
onların karanlığına batıyor.
Hasetlenirler.
Çekemezler.
Onların dünyasında
umut fazla,
neşe ayıp,
mutluluk ise mutlaka sorgulanması gereken bir suçtur.
Sen güzel olsan da,
melek yüzlü olsan da,
onların terazisinde asla dengede durmazsın.
Mutlaka bir kusurun vardır.
Bir ortamda uyumsuzsun,
bir cümlede fazlasın,
bir kalabalıkta eksiksin.
Sanki yanlış yerde çalan bir müzik gibisin;
herkes susmanı ister
ama kimse melodiyi dinlemez.
Ve bunu söylerken
zerre vicdanları sızlamaz.
Alay konusu olmaktan kaçamayan sen iyi insan,
inceliğinle vurulan,
narinliğinle küçültülen sen…
Bu çağda iyilik,
sürekli törpülenen bir cam parçasıdır;
keser,
kanatır,
ama yine de şeffaftır.
Ve hayır,
bundan tamamen kurtulamazsın.
Çünkü bu dünya seni değiştirmek için değil,
bitirmek için dener.
Ama belki de asıl sınav budur:
Kırıldıkça sertleşmemek,
acıdıkça zalimleşmemek,
kanarken başkasına kan bulaştırmamak.
Ve belki de
gece başını yastığa koyduğunda
boğazında düğümlenen onca şeye rağmen
hâlâ kendinle kalabiliyorsan,
Bu karanlık düzenin içinde
sen hâlâ yaşayan bir hatırlatıcısındır:
İyilik hâlâ ölmedi,
sadece çok canı yanıyor.

Yorumlar
Yorum Gönder
Her Günün Değerini Bil, diyorsak, o güne bir yorum bırakmak da fena fikir değil.
Yazıyla ilgili düşüncelerini duymak beni mutlu eder. :)