Sandalye Aynı, Oturan Başka


bir masa kurdum

ışığı loş bıraktığım

içinde fazla kaldığım


ışığım vardı

ısınsınlar diye koyduğum


samimiyetim vardı

çekinmeden açtığım


bir güven vardı

eşikten içeri aldığım


herkese yer açtığım

kendimden eksilttiğim


sandalyeler doldu

sesleri çoğalttığım


ben azaldım

fark edilmeden sustuğum


aynı masa şimdi

uzaktan baktığım


aynı akşam

içine sığamadığım


kapı var hâlâ

ama bana açılmayan


bir yer var içeride

ama ait olamadığım


ne zaman böyle oldu

hatırlayamadığım


verdiğim her şeyde

kendimi bıraktığım


onlar birbirinde

ben dışarıda kaldığım


ve en çok

içime attığım


çağrılmamaya değil

unutulmuş gibi durduğum


benden doğan şeylerde

bensiz kaldığım

İKİ ARADA BİR YER


İki arada bir yerdeyim, neredeyim bilmiyorum,
bilmekle bilmemek arasında uzayan bir çizgideyim,
kararsızlığın kıyısında, adım atmadan sürüklenir gibiyim.

Gitmek istedikçe kalan,
kalmak istedikçe duran,
durdukça içimde çoğalan bir boşluğun içindeyim.

Zamanla yarıştıkça geride kalan,
aklımla tartıştıkça yorulan,
gözlerimle kaçırdıkça eksilen,
ruhumla uzaklaştıkça derinleşen,
kalbimle sustukça tamamlanan bir sessizliğin içindeyim.

Bildikçe eksilen,
bilmedikçe çoğalan,
anladıkça dağılan,
sustukça toparlanan bir hâlin içindeyim.

Ve ben şimdi,
ne tam gidebilen ne de kalabilen,
ne bildiğine tutunabilen ne de bilmediğine bırakabilen bir yerdeyim.

Soruyorum kendime,
neredeyim,
ve bu bilmekle bilmemek arasında
kalan kendimi
neyleyeyim…

Sandalye Aynı, Oturan Başka