Maske düştü.
Ne alkış vardı,
ne bağıran bir kalabalık.
Sahne ışıkları sönünce
geriye yalnızca
çıplak bir gerçek kaldı.
Ben sustum.
Çünkü bazı sessizlikler
cevaptan daha dürüsttür.
Bazı bakışlar,
yıllarca söylenmeyen cümleleri
tek seferde yıkar geçer.
Oysa ben bu maskeyi
daha önce düşürmüştüm.
Bir rüyada.
Uykunun en savunmasız yerinde,
aklın sustuğu, kalbin konuştuğu anda.
Gördüm.
Ama inanmak istemedim.
“Rüyadır,” dedim,
“korkunun oyunu.”
Gerçeği beklemeye aldım,
kendimi erteledim.
Meğer bazı rüyalar
haber vermek için gelirmiş.
İnsan hazır olsun diye.
Ben hazır değildim.
O yüzden uyandım,
üstünü örttüm,
devam ettim.
Ta ki gerçek
aynı maskeyi
gündüz vakti düşürene kadar.
Gözlerini kaçırdın.
O an anladım;
ben fazla değilmişim,
sen eksikmişsin.
Cesaretinde,
netliğinde,
insan kalabilme halinde.
Maske düşerken
ben kendime döndüm.
Bir yanlış anlaşılmadan değil,
bir yanılgıdan çıktım.
Zor olan sevgi değildi,
zor olan
gerçeği kabullenmekti.
Artık biliyorum:
Birinin hayatında yerim yoksa
kendime yer açarım.
Bir hikâyede adım fısıldanmıyorsa
kendi sesimi yükseltirim.
Maske düştü.
Ve ben,
ilk defa
kendi yüzümle
göz göze geldim.

Maskesiz yüzler, gerçek. Bunu görüp de söyleyenler gerçek... Gerçek olmayan tek şey, gerçek olmayanı gerçekmiş gibi göstermeye çalışan, tepeden tırnağa sahte bir hayatı gerçekmiş gibi sana sunan....
YanıtlaSil
YanıtlaSilSahte olan zaten uzun süre taşınamıyor. Maskeler düşüyor, yüzler kalıyor.
Gerçek şu ki; maskeyle sürdürülen yaşam,
gerçeklikle bezenmiş insanlarca pek tercih edilmiyor.