Öze Dönüş

Neydi bu,

neydi şimdi yaşadığım?

Parlak ışıkların altında

göz alan ama ısıtmayan bir sahne,

alkıştan çok gürültüye benzeyen sesler…


Seçilmiş bir yalnızlık vardı üzerimde,

kalabalıkların içinden özellikle seçilmiş.

Herkes konuşurken

kimsenin gerçekten dinlemediği

o yerden tanıyorum kendimi.


“Burada kalmıştık” der gibi

yarım bırakılmış bir cümleye döndüm.

Düzenliydi hayatım,

özenliydi,

hatta küçük ama kaliteli bir suskunlukla

kendine yetiyordu.

Ne zamandır onu arıyordum

ve ne zamandır ona dönemiyordum.


Çünkü sahne vardı.

Yüzler vardı.

Gülüşü ezberlenmiş,

hayatı vitrine dizilmiş insanlar…

Gerçeklik,

bir filtreden ibaretti.


Ben oradaydım

ama bana ait değildim.


Sonra zaman dedi ki:

“Yeter.”


2026’da,

hiç bağırmadan,

kimseye hesap vermeden

kendi içime doğru yürüdüm.

Bir kapı kapandı,

alkış kesildi,

ışıklar söndü.


Ve ben…

nihayet sessizi duydum.


Öze dönüş dedikleri

aslında eve dönmekmiş.

Yol uzun değilmiş,

sadece cesaret istiyormuş.


Sahte çevrelerin

sahte sıcaklığından

kendimi usulca çekip aldım.

Ne bir veda,

ne bir açıklama…


Sadece bir “hoş geldin” bıraktım aynaya.


Hoş geldim.

Ne iyi geldim.


2026,

benim kendime yazdığım

en dürüst not olarak kalsın.

Çünkü ben artık

ışıkların altında değil,

kendi içimin tam ortasında yaşıyorum.


Murat Yılmazyıldırım - Adsız Özlem




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Her Günün Değerini Bil, diyorsak, o güne bir yorum bırakmak da fena fikir değil.
Yazıyla ilgili düşüncelerini duymak beni mutlu eder. :)

Sandalye Aynı, Oturan Başka