Ana içeriğe atla

Kayıtlar

İyilerin Taşıdığı Dünya

İyilerin Taşıdığı Dünya

Bu kocaman dünyada iyi kalabilenler… Siz, farkında olmadan en ağır talihin içinde doğanlarsınız. Çünkü en çok sizi kırarlar; camdan yapılmış bir sesi taşla susturur gibi, en çok sizin sessizliğinizi kanatırlar, en çok sizin inancınızı aldatırlar. Kötüye gram bir şey olmazken, sen, melek yüzlü insan, karıncayı dahi incitmeye eli varmayan, kalbini bir ev gibi açık bırakan, kapısını kilitlemeyi ayıp sanan sen… Unutma. Bu dünyada en çok ışığı olanlar taşlanır. Seni bir anda değil, uzun uzun parçalarlar. Bir bakışla, bir sözle, bir kahkahayı yarıda bırakan o küçük susuşlarla. Sanki içinden ip çekilir gibi, sanki ruhunun dikişleri tek tek sökülür. Her parça bir güvenden düşer, her parça bir umudu kanatır. Bir arkadaşım demişti: “Emin ol, bu dünya kötülerin gürültüsüyle değil, duygusal, iyi kalpli insanların hürmetine ayakta duruyor.” Görünmeyen bir omurga gibi, kimse fark etmeden taşıyorlar her şeyi. Bir özürle, bir sabırla, bir affedişle, bir susuşla. Bu dünya kötülerin iyilere uyguladığı s...

Maske Düştü

Maske düştü. Ne alkış vardı, ne bağıran bir kalabalık. Sahne ışıkları sönünce geriye yalnızca çıplak bir gerçek kaldı. Ben sustum. Çünkü bazı sessizlikler cevaptan daha dürüsttür. Bazı bakışlar, yıllarca söylenmeyen cümleleri tek seferde yıkar geçer. Oysa ben bu maskeyi daha önce düşürmüştüm. Bir rüyada. Uykunun en savunmasız yerinde, aklın sustuğu, kalbin konuştuğu anda. Gördüm. Ama inanmak istemedim. “Rüyadır,” dedim, “korkunun oyunu.” Gerçeği beklemeye aldım, kendimi erteledim. Meğer bazı rüyalar haber vermek için gelirmiş. İnsan hazır olsun diye. Ben hazır değildim. O yüzden uyandım, üstünü örttüm, devam ettim. Ta ki gerçek aynı maskeyi gündüz vakti düşürene kadar. Gözlerini kaçırdın. O an anladım; ben fazla değilmişim, sen eksikmişsin. Cesaretinde, netliğinde, insan kalabilme halinde. Maske düşerken ben kendime döndüm. Bir yanlış anlaşılmadan değil, bir yanılgıdan çıktım. Zor olan sevgi değildi, zor olan gerçeği kabullenmekti. ...

Öze Dönüş

Neydi bu, neydi şimdi yaşadığım? Parlak ışıkların altında göz alan ama ısıtmayan bir sahne, alkıştan çok gürültüye benzeyen sesler… Seçilmiş bir yalnızlık vardı üzerimde, kalabalıkların içinden özellikle seçilmiş. Herkes konuşurken kimsenin gerçekten dinlemediği o yerden tanıyorum kendimi. “Burada kalmıştık” der gibi yarım bırakılmış bir cümleye döndüm. Düzenliydi hayatım, özenliydi, hatta küçük ama kaliteli bir suskunlukla kendine yetiyordu. Ne zamandır onu arıyordum ve ne zamandır ona dönemiyordum. Çünkü sahne vardı. Yüzler vardı. Gülüşü ezberlenmiş, hayatı vitrine dizilmiş insanlar… Gerçeklik, bir filtreden ibaretti. Ben oradaydım ama bana ait değildim. Sonra zaman dedi ki: “Yeter.” 2026’da, hiç bağırmadan, kimseye hesap vermeden kendi içime doğru yürüdüm. Bir kapı kapandı, alkış kesildi, ışıklar söndü. Ve ben… nihayet sessizi duydum. Öze dönüş dedikleri aslında eve dönmekmiş. Yol uzun değilmiş, sadece cesaret istiyormuş. Sahte çevrelerin sahte sıcaklığından kendimi usulca çekip ald...