t. g. A
Çünkü zamana asla sahip olamayacaksın. Ve o, her defasında biraz daha hızlı geçecek.
Büyük Evin Yalnız Cenazesi
Kendine Yolculuk
Zamanla öğrendim;
Bazen en derin sessizlik,
Bir kalbin en gürültülü çığlığıdır.
Kelimeler yorgun,
Cümleler bitkin,
Ama içimde dinmeyen bir fırtına var hâlâ.
Alır da giderim başımı,
Kendime dönerim.
İnzivanın sessizliğinde
Belki yeni bir ben saklıdır,
Belki başka bir bahar…
Tanıdık Bir Ezgi
Bir yerden tanıdığım,
ama yeniden keşfettiğim bir duygunun iç sesi gibi…
Kendime Vardığım Yol
Bencil miyim, neyim?
Bazen kendi içime dönüp soruyorum:
Niye böyleyim?
Oysa en değerli şeyi aldım aslında:
Kendimi.
Kimseden eksilmeyen,
kimseye göre eğilmeyen,
tam da olmak istediğim hâlimle.
Bir gün, güneşin altında yürürken
yüzüme vuran rüzgarla anladım:
Ben, ben olmuşum.
Eksiksiz, özgür, sade…
Hava hafif serinse
ve tenime usulca dokunuyorsa rüzgar,
anlıyorum:
Kendimle geçirdiğim her an bir armağan.
Sınırlarım var artık.
Kimseye karşı değil bu;
yalnızca kendime verdiğim bir söz gibi.
Beklenti değil bu.
Sadece içimde yankılanan bir dinginlik arayışı.
Ama kalp yetmiyor bazen.
Kendine bile…
Bir gölge, bir ses,
bir nefeslik huzur istiyor.
Bazı duygular yaşanmaz,
sadece içinde taşınır.
Bir sır gibi,
bir dua gibi…
Ben de taşıyorum.
Söylemeden, çağırmadan…
Sadece içimde büyüyen bir şeyin
beni eksiltmesine izin vermeden.
Çünkü bazen sevgi,
birlikte yaşanmaz…
Sadece uzaktan korunur.
Bir Odaya Değil, Bir Cümleye Sığındım
Woolf’a Saygılarla..
Sessiz Kıyı
Her Günün Değerini Bil: Hikayemiz ve Yola Çıkışımız
Blogumuzun adı olan “Her Günün Değerini Bil”, köklerini Titanic filmindeki Rose ve Jack’in unutulmaz hikayesinden alır. Bu hikaye, hayatın ne kadar kırılgan ve kısa olduğunu, ancak aynı zamanda her anın ne denli değerli olduğunu güçlü bir biçimde yansıtır.
Rose, yaşamın ağır sorumlulukları ve toplumun katı beklentileri arasında sıkışmış, umutsuzluğa kapılmış bir karakterdir. Jack ise özgürlüğün, anı yaşama cesaretinin ve hayata tutkuyla bağlanmanın simgesidir. Jack’in Rose’a verdiği küçük kağıtta yazan “Her günün değerini bil” mesajı, yalnızca bir öğüt değil, hayatı dolu dolu yaşama çağrısıdır.
Rose, o ana kadar gerçek anlamda yaşamamış, hayattan kopuk, adeta ölümü bekler gibidir. Jack ise ona korkularını bırakıp hayatı kucaklamanın kapılarını aralar. O gece birlikte eğlenmeleri, özgürce dans etmeleri ve gülmeleri, Rose’un yeniden doğuşu gibidir. İşte “Her günün değerini bil” demek, o anı, o tutkuyu ve özgürlüğü hissetmek, yaşamın kıymetini anlamaktır.
Zaman hızlı akar ve kimseyi beklemez. Ancak Jack ve Rose’un o gece paylaştığı an gibi, biz de elimizdeki her günü bir hazine olarak görmeli, içindeki anlamı ve güzelliği keşfetmeliyiz.
Ve şimdi, size tekrar hoş geldiniz diyoruz.
Üzerimizden epey zaman geçmesine rağmen, eksilmeden; aksine yeni konularla zenginleşerek tekrar dile ilham vermeye geldik. Bu geçen zamanı bir yenilik olarak görmek mümkün. Yazar arkadaşımla birlikte bu yolculuğa devam edeceğiz. Yazılarımızda farklı temalar ve konular yer alacak. Ancak alıştığınız gece, zaman ve güneş gibi temel tutumlarımızda değişiklik olmayacak. Ayrıca daha güncel konular ve kültürel etkinliklerle paylaşımlarımızı sürdüreceğiz.
Bu süreçte en çok içimizde gıpta uyandıran siz değerli blog sakinleri ve sevgili takipçilerimiz oldunuz. Yazılarınızı ve yorumlarınızı sabırsızlıkla bekliyor olacağız. İlk yazımızda “merhaba” diyerek başlamak istedik. MERHABA!
Geride kalan zamanı ve önümüzdeki anları değerli kılmaya, her saniyeyi göz açıp kapayıncaya kadar geçen anın kıymetini bilmeye, dolu dolu mutluluğu tercih etmeye geldik. Tekrar hoş geldiniz.
"Zamanın saati geldi mi beklemez; sen ona doğru koşacaksın. Anı yakalamak senin elinde çünkü."
— A. Soylu
