Çünkü zamana asla sahip olamayacaksın. Ve o, her defasında biraz daha hızlı geçecek.
Beklemek Ama Neyi?
Karşı Kıyı
Karşı kıyıda bir ışık yanıyor hâlâ.
Yıllardır kimse oturmayan bir evin penceresi gibi.
Ne kadar uzaklaşsam da
gözüm dönüp dolaşıp onu buluyor.
Bir şarkı çalıyor içeride.
Aynı şarkı.
Sanki zaman o odada yürümeyi bırakmış.
Perdeler eskimiyor.
Akşam olmuyor.
Kimse yaşlanmıyor.
Yalnızca ben.
Merdivenlerde unutulmuş bir ayak sesi var.
Bir kapının kapanırken bıraktığı boşluk.
Bir masanın üzerinde soğumuş çaylar.
Konuşulmamış cümleler.
Eksik bırakılmış vedalar.
Hepsi yerli yerinde.
Toz bile konmuyor üzerlerine.
Geçmiş böyle bir şey sanırım.
Gitmiyor.
Dokunulmuyor sadece.
Köprü hâlâ orada.
İki kıyı da yerinde.
Su aynı su değil.
Ben aynı ben değilim.
Bir zamanlar içinden geçtiğim hayat,
şimdi karşı kıyıdan bana bakıyor.
Aşk mı?
Bilmiyorum.
Belki bir pencereye vurup geri dönen ışık.
Belki aynı şarkının yıllar sonra içimde bulduğu yankı.
Belki de yalnızca
zamanın katlayıp kalbimin bir köşesine bıraktığı
eski bir akşam.
Rüzgâr estiğinde hâlâ duyuluyor.
Bir ömür geçiyor.
O akşam geçmiyor.
Sandalye Aynı, Oturan Başka
bir masa kurdum
ışığı loş bıraktığım
içinde fazla kaldığım
ışığım vardı
ısınsınlar diye koyduğum
samimiyetim vardı
çekinmeden açtığım
bir güven vardı
eşikten içeri aldığım
herkese yer açtığım
kendimden eksilttiğim
sandalyeler doldu
sesleri çoğalttığım
ben azaldım
fark edilmeden sustuğum
aynı masa şimdi
uzaktan baktığım
aynı akşam
içine sığamadığım
kapı var hâlâ
ama bana açılmayan
bir yer var içeride
ama ait olamadığım
ne zaman böyle oldu
hatırlayamadığım
verdiğim her şeyde
kendimi bıraktığım
onlar birbirinde
ben dışarıda kaldığım
ve en çok
içime attığım
çağrılmamaya değil
unutulmuş gibi durduğum
benden doğan şeylerde
bensiz kaldığım
İKİ ARADA BİR YER
Yok Gibi
Sanki adı varmış gibi,
ama hiç çağrılmamış gibi
mühürlenmemiş bir zarf gibi,
yola çıkmadan yarım kalmış.
Sanki dokunulmuş gibi,
ama hiç tutulmamış gibi
avuçtan kayıp giden su gibi,
iz bile bırakmadan akmış.
Sanki dinlenmiş gibi,
ama hiç duyulmamış gibi
yarım kalmış bir cümle gibi,
kendi içinde susmuş.
Sanki sevilmiş gibi,
ama hiç yer bulmamış gibi
içine kapanan bir kalp gibi,
sessizce yalnızlaşmış.
Hayatın Kenarından
Oradan bakınca bazı şeyler daha net görünüyor.
Olmadı.
Çünkü insanın yerini hiçbir şey dolduramaz.
Belki de bu yüzden insanı anlamaya çalışırken hep şehirlere benzettim onu.
Belki farkında olmadan bana şunu öğretti:
Ve o hafıza insana şunu hatırlatır:
Ayazın Tam Ortasında
Ben hep kışım,
Elim ayağım hep buz gibi.
Avuçlarımda tutamadığım bir sıcaklık,
Tenimde dolaşan ince bir ayaz.
Ben hep kışım.
Kendi duvarlarımda yaşıyorum.
Tuğlalarını suskunlukla ördüğüm,
Pencerelerini içeriye kapattığım duvarlarda.
Rüzgâr içeri sızmasın diye değil,
İçimdeki rüzgâr dışarı taşmasın diye.
Ben hep kışım.
Güvensizlikten yalnızlığa mahkûm.
Kalabalıkların ortasında bile
Omuzlarıma çöken bir serinlik var.
Kimse görmüyor,
Ama ben üşüyorum.
Ben hep kışım.
Boğazımda düğümlenen kelimelerim var.
Söylenirse kıracak,
Söylenmese içimi kesecek cümleler.
Her yutkunuşta biraz daha sertleşen,
Biraz daha ağırlaşan.
Ben hep kışım.
Korkudan değil yalnız,
Fazla hissetmekten titreyen.
Bir bakışın yükünü omuzlarında taşıyan,
Bir suskunluğun içinde kaybolan.
Ben hep kışım.
Yazı, baharı es geçen.
Çiçek açmaya niyetlenip
Son anda vazgeçen dallar gibiyim.
Tomurcuğa durmuşken donan,
Açmaya cesaret edemeyen.
Bahar gibiyim belki,
Ama üstüme çöken ayazdan başını kaldıramayan.
Toprağın altında kıpırdayan,
Yüzeye varamayan.
Güneşe dönmeye niyetli,
Ama gölgesinden çıkamayan.
Ben hep kışım.
Kar çok yağmasa da içimde tipiye dönen.
Ayazı kapının önünde değil,
Göğsümün tam ortasında taşıyan.
Gitmeyen,
Çözülmeyen,
İnatla kalan.
Ben hep kışım.
Güneş çıksa da ısınmayan.
Toprak yumuşasa da içi sert kalan.
Sesler çoğalsa da
İçinde yankıdan başka bir şey bulamayan.
Ne tam gece, ne tam gündüz.
Işığın da karanlığın da yarım kaldığı bir saat.
Ne tam kış, ne tam bahar.
Toprağın çözülmeye niyet edip
Yine de sert kaldığı o aralık.
Bir eşikteyim.
Adım atmadan duran,
Geri dönmeden bekleyen.
Ne ilerideyim ne geride.
Sadece ayazın tam ortasında.
Ben hep kışım.
Çünkü içimde çözülmeyen bir soğuk var.
Çünkü bazen insan
En çok kendi içinde donar.
Ve en sert rüzgâr
Dışarıdan değil,
İçeriden eser.
Bazı soğuklar mevsimden değil, insanın içinden gelir.
Arzu Soylu



