Çünkü zamana asla sahip olamayacaksın. Ve o, her defasında biraz daha hızlı geçecek.
Küller Değil, Kelimeler
Zamanın İçindeki Yol
Bana Ne Yapıyorsun?
Boşa Değilmiş
Bu ne inat, bu ne hiddet,
Bunca yılın ardında saklı,
Sönmeyen bir öfke mi var hâlâ,
Yoksa bitmemiş hesaplar mı?
Özlemin adı senin dilinde
Kocaman bir boşluk mu şimdi?
Yılların faturasını keserken
Ne bir hatır, ne bir sıcak kelime…
Geldiğin yolları izledim,
Bir zamanlar bildiğim dostu aradım,
Ama bulduğum, yalnızca gölgen,
Yorgun bir mutsuzluğa hapsolmuş hâlin.
Oysa ben geçmişin yükünü indirdim,
Barış dedim, huzur dedim,
Ama sen…
Beni yargılamak için mi döndün?
Boşa değilmiş geçen yıllar,
Boşa değilmiş uzak kalışlar,
Meğer dost sandığım o eski sima,
Çoktan silinmiş hatıralardan.
Emanet
Ellerime bıraktığın kalbi,
bir serçe ürkekliğiyle taşımalıydım.
Oysa ben,
rüzgâra kaptırdım,
bir anlık gölgeye,
bir kuruntunun içine düşerek…
Beklediğin sokaklarda
zaman susmuş,
ayak izlerin
bir duanın içinde kaybolmuştu.
Sen sessizdin,
yalnızca sevgini sunarak bekleyen
bir ağaç gibi,
kökleri sabırla toprağa sarılmış.
Ama ben,
dalgaya kapılmış bir yaprak gibi,
kendimi şüpheye savurdum.
Sessizliğini okuyamadım,
yüreğindeki sabrı göremedim,
sevgini tereddüte gölge ettim.
Şimdi zamanın gerisinde,
avucuma düşen pişmanlıkla,
kalbini tekrar emanet almaya
cesaretim var mı bilmiyorum.
Ama biliyorum ki,
bir özür,
bir dokunuş,
bir içten bakış
belki tekrar yeşertebilir bizi.
Sevmek Varken
Sevmek dışında hiçbir şey dokunmasın ruhuma,
Nefretin karanlık kıvrımları uzak olsun,
Öfkenin sert rüzgarları sönsün içimde,
Sadece sevmek, ışığın diliyle konuşmak istiyorum.
Bir süredir kayıp öfkem,
Bir süredir silik nefretin gölgesi,
İstemem bir daha var olsun,
Sevmek yeter bana,
Gül rengi bir sabah gibi büyüsün içimde.
Düşlerim temiz, bulutlar kadar hafif,
Kelimelerim huzurdan dokunsun,
Yalnızca iyi düşünmek,
Yalnızca iyi olmak…
Kaos uzakta, unutulmuş bir masal,
Ben mutluluğu çağırıyorum,
Bir zirve gibi serin ve özgür,
Bir gökkuşağı gibi kucaklayıcı.
Sevmek varken neden kirlenir insan,
Neden yüklenir kinle taşan bir gece?
Bırak, sevmek olsun her şey,
Bırak, ışık dokunsun yüreğimize…
Nights in White Satin - The Moody Blues
Koca Çınarların İzinde
Koca koca çınarlar, göğe başkaldıran,
Kökleriyle geçmişe, dallarıyla yarına uzanan.
Bir gün sessizce eğildiler toprağa,
Gövdeleriyle, yapraklarıyla kucakladılar karanlığı.
Ama gitmek miydi bu, gerçekten gitmek?
Her bir yaprakları, rüzgarda yeniden dirilmek...
Bize bıraktıkları, unutulmaz anılar,
Dilden dile dolanan efsane şarkılar.
Bir akşam, sıcak bir çay oturmasında,
Fısıldarlar eski bir gramofon plağında.
Bir düğünde, kahkahaların arasında,
Ya da bir yalnızlık gecesinde, yıldızlı bir masada.
Onlar gittikçe, yankıları büyür;
Bir film karesinde, sahnelerden süzülür.
Bir şarkının notasında yüreğe dokunur,
Göz pınarlarını ıslatan bir hatıra olur.
Toprak oldular belki, ama kaybolmadılar.
Her adımda, her nefeste bizimle varlar.
Bir çınarın gölgesi gibidir hatıraları,
Hem serinlik, hem sıcaklık taşır yarına.
Koca çınarlar… devleşen ruhlarıyla,
Kendi hikayemizin köşelerinde saklılar hala.
Ne zaman bir şarkı çalsa eski bir radyoda,
Ne zaman bir gülüş yankılansa boş bir salonda,
Onlar gelir, oturur yanı başımıza,
Sessizce eşlik eder bir çay masasına.
Ve biz anlarız ki, çınarlar ölmez,
Sadece yeniden hayat bulurlar, ölümsüz sözlerde.
Her şarkıda, her hikayede, sonsuz hatıralarda,
Koca çınarlar yaşamaya devam eder bu dünyada.




